Derya Uysal Hakkında

5 Temmuz 1980 Bursa doğumlu. Necatibey Kız Meslek Lisesi Gıda Bölümünü, Bursa Deulcom International Halkla İlişkiler Kursunu ve BUFSAD 28.Dönem Temel Fotoğraf Eğitim Seminerini bitirdi. Anadolu Üniversitesi AÖF Halkla İlişkiler öğrencisi.
DEVAMI

Kategoriler

Son Yazılar

""

Röportajlar

Kelimelerin kraliçesi

07.08.2017

Yazdıklarını okurken düşünmek, hayallere dalmak, en önemlisi de yeni romanlarını heyecanla beklemek. Hadi güzel yürekli Seda Küçük’ü daha yakından tanıyalım.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1982 İstanbul doğumluyum. Trakya Üniversitesi Seramik Bölümü'nü bitirdim. İki yıl süreyle Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Harbiye Askeri müzelerinde, Kalemkâr olarak çalıştım. Boya ve toz alerjim yüzünden doktorların da tavsiyesi üzerine mesleğimi bıraktım. Lise yıllarımdan itibaren hobi olarak küçük hikâyeler yazıyordum. 2010 yılının Ocak ayında; bir ailenin dramını anlattığım ilk romanım "Siyah Gelinlik” raflardaki yerini aldı. Bu ilk romanımda toplumsal bir yara olan ‘Çocuk Anneler' sorununu da gündeme getirdim.
2011 yılının Ekim ayında; insanlarla içsel yolculuklara çıktığım, aşk üzerine unutulmaz, çarpıcı ve hepsinden öte sorgulayan "Yabancı Ses” romanımı çıkardım. Şubat 2014'te yayınlanan üçüncü romanım "Yoksul Ruh"ta ise aşk, ihanet ve isyan sarmalında, fırtınalı bir hayat yaşayan Elif'in, sakin limanlara yolculuğunu anlattım. Kasım 2015'te okuyucularımın karşısına bambaşa bir proje ile çıktım. 4'üncü kitabım "Öznesi Sen" çok özel bir projeydi. Metropoldeki insanların kimlik arayışı içinde, kişiliklerindeki değişimleri, toplumun geldiği noktayı derinlemesine işlediğim bir kitap. Herkesin ortak sıkıntılarından yola çıkarak kaleme aldığım yazılarımın öznesi aslında okuyucu. Kitapta; aşkımı, vazgeçişlerimi, öfkemi ve inadımı okurların hayatlarına kırık dökük cümlelerle bırakırken onları da bu eşsiz deneyimde başrole ortak ettim.
5.’inci romanım Sarı Yaz’la 2107 Mart ayında yeniden okurlarımla buluştum. Patentini satın aldığım "Yabancı Ses” ismiyle bir prodüksiyon şirketi kurdum. Bir taraftan romanlarımı yazarken diğer yandan da profesyonel ekibimle dergi, fotoğraf, film ve tasarım alanlarında hizmet veriyoruz.
 
"Siyah Gelinlik", "Yabancı Ses", "Yoksul Ruh" ve "Öznesi Sen" kitaplarının ardından “Sarı Yaz” ile bizlerle birliktesiniz. Sarı Yaz’a ilgi nasıl?
Sarı Yaz uzun zamandır yazmayı istediğim bir kitaptı benim. Sıcak bir aşk hikayesinin içinde kaybolmak istiyordum. Yazarken yok olmak, hayattan kopmak, kısa süreliğine de olsa her şeyi, tüm bu kaosu unutmak... Metropolün gürültüsünü zihnimden silmeye yetecek güçte bir hikayeye ihtiyacım vardı. Yenilenmek ve yenilemek için. Kitapta satır aralarına gizlenmiş altı çizilesi birçok mesaj var. Bu kitabı yazarken yola çıkış amacım onları cümlelerimle sıcak bir şekilde kucaklamaktı. Sanırım bunu da güzel bir şekilde başardım.

Sarı Yaz’da; aşk ve tutkuyla evlenen, işlerinde başarılı bir çiftin bir süre sonra metropol hayatıyla tıkanan evlilikleri, bu evliliği kurtarmaya çalışırken verilen mücadele ve sonrasında gelinen yol ayrımları var. Bizleri her yere, herkese yetişme telaşımı etkiliyor, ne dersiniz?
Kesinlikle. Metropolde yaşamak öyle yorucu, öyle gürültülü ve öyle kirli ki bir süre sonra üzerinize karabasan gibi bir mutsuzluk çöküyor. Kimileri bu mutsuzluğu üzerinden bir zar gibi soyup atarken kimileri o zamanda takılı kalıyor. Bir tükenmişlik hissi kaplıyor içinizi, tahammülsüzleşiyorsunuz. Bu da birçok ilişkinin sonunu getiriyor.

Bir gününüz nasıl geçiyor?
Çok yoğun geçiyor desem… Sabah 7 benim için güne başlangıç saati. Ofise geçip günün planlamasını yapıyorum. Öğleden sonra mutlaka spora gidiyor, beden ve zihin sağlığımı korumaya özen gösteriyorum. Spordan sonra ofise dönüp çalışmaya devam ediyorum. Edite edilecek yazılar, okumalar derken gün geçiyor. Sonra ev maratonu başlıyor. Mutfakta olmaktan çok keyif alıyorum. Sanırım ben bir şeyler yaratmaktan hoşlanıyorum. Bana sunulan yeteneğin sonuna kadar keyfini çıkarıyorum bu yüzden. Yemek sonrası mutlaka film seansım oluyor hem de uykum gelene kadar. Bu konuda çok şanslıyım eşimde benim gibi tam bir sinema tutkunu. Kritiği yapılmayan bir filmi izlemek benim için büyük işkence. Gözüme takılanları mutlaka paylaşmalıyım. Bu temposu en düşük günlerimden biri ve ben tempoyu deli gibi seviyorum.

Altıncı roman için hazırlıklar başladı mı?
Başlamaz mı? Bir hikayenin sonuna yaklaştığım zaman içimi inanılmaz bir hüzün kaplıyor. Yarattığım karakterlerimden ayrılmak öyle zor geliyor ki hemen yeni bir hikayenin ve kurgunun içine atıyorum kendimi.


Yazdığınız romanlarda önce hikaye seçimine mi dikkat ediyorsunuz, yoksa kurguya mı?
Öncelikle kurguya dikkat ediyorum. Hikaye ne kadar güzel olursa olsun onu destekleyecek sağlam bir kurgunuz yoksa eksik kalırsınız.

Başucu romanları ve yazarlarınız hangileri?
Başucumda roman tutmayı seven bir yapım yok benim. Onun yerine okuduğum kitaplardan notlar aldığım ve hiç yanımdan ayrmadığım bir defterim var. Zülfü Livaneli severek okuduğum Türk yazarlardan, biyografik romanlarda Osman Balcıgil’i takip ediyorum. Bunun yanı sıra Albert Camus, Haruki Murakami, Tess Gerritsen... İşin aslı elime ne geçerse okumaya çalışıyorum.

Kitap yazmak isteyen okuyucularınıza önerileriniz neler?
Öncelikle kendilerine ve hikayelerine güvensinler. Uzun ve çileli bir yol olduğunu unutmasınlar. Bu öyle bir şey ki zaman zaman başaramayacağınız konusunda umutsuzluğa kapılabilirsiniz. Bir de buna çevre baskısı eklenince içinden çıkılamaz bir hal alıyor. İyi bir analiz, iyi bir kurgu ve güven başarının anahtarını oluşturuyor. Yeteneği olan herkes aslında bu anahtarı farkında olmadan elinde tutuyor. Anahtar elinizdeyken kapıyı açmaktan korkmayın.
 

Geri Dön