Derya Uysal Hakkında

5 Temmuz 1980 Bursa doğumlu. Necatibey Kız Meslek Lisesi Gıda Bölümünü, Bursa Deulcom International Halkla İlişkiler Kursunu ve BUFSAD 28.Dönem Temel Fotoğraf Eğitim Seminerini bitirdi. Anadolu Üniversitesi AÖF Halkla İlişkiler öğrencisi.
DEVAMI

Kategoriler

Son Yazılar

""

Röportajlar

Kalbinin güzelliği yüzüne yansıyor

07.08.2017



Samimi, içten ve mütevazi kişiliği her zaman beğenileri kazanan Ceren Erginsoy ile tanışmak ve ortak çalışmalara imza atmak en büyük şanslarımdan biri. Hadi onu ve ailesini daha yakından tanıyalım.

Öncelikle Ceren Erginsoy kimdir? 
1975 Ankara doğumluyum. Müjdat Gezen Sanat Merkezi Tiyatro bölümünü bitirdim. Yine MSM’de mitoloji ve sahne dersi asistanlığı yaptım. “Mum Kokulu Kadınlar” adlı sinema filminde oynadım. Aynı filmle “Orhan Murat Arıburnu En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülünü aldım. Televizyon dizilerim, dört yıl süren “Baba Evi”yle başladı. Can’lı Hayat, Aşk Güzel Şey, Ağlayan Kadın, Yaralı Kurt, Deliler adlı televizyon filmlerinde oynadım. En çok hatırlandığım, Baba Evi’nde canlandırdığım, Zeliş’tir. Hatta Zeliş adını hatırlamayıp, hala ‘Küçük gelin’ diyenler oluyordu. Bu duruma bir de Merhamet eklendi. "Merhamet'teki üvey anne" diyorlar. 

Kanal D’de yayınlanan “Merhamet” dizisinin ardından “Oyun Bozan” dizisi ile ekranlara geldiniz. Yeni projeleriniz var mı?
Yakın zaman için yok. Ama hayat sürprizlerle dolu ve ben sürprizleri severim. 

Sizi ne zaman tiyatro sahnesinde göreceğiz? 
Bu benim de çok istediğim bir şey. Çocuklar büyümeden turne yapamayacağımı düşünüyordum. Ama bu arada enfes alternatif tiyatrolar kuruldu. Turne yapmıyorlar pek. Belki öyle küçük ölçekli bir oyun olur.



1 oğlunuz, 1 kızınız var. Anneliğin tanımını yapar mısınız? 
Annelik tam bir duygu bombası. Sevgi, kaygı, hayranlık, aşk dolu bir iş. Kaygılar deyince korkmayın. Sürekli kendinizi sorguluyorsunuz. Okuyorsunuz, araştırıyorsunuz, danışıyorsunuz. Ama hep bi "Doğru mu yapıyorum? Ben böyle yapınca ilerde şöyle mi olacak? Yoksa başka bir şey mi?" Ama sanırım en büyük duygu seli, kendi başarısını fark ettiği zaman ondaki mutluluğu görmek... 

En son okuduğunuz kitap, izlediğiniz film, dinlediğiniz CD desek… 
Şu anda Büyük Balık ve Hocaefendi'nin Sandukası'nı okuyorum. Charlie'nin Çikolata Fabrikası tiyatro müzikleri ve Sertap Erener’in son albümü dinlediklerim. Son film ise Sihirbazlar Çetesi 2. Çocuklarla durmaksızın film izliyorum. Çünkü animasyonu çok severim. 

Bir gününüz nasıl geçiyor? 
Biraz çocuklara göre program yapıyorum. Kahvaltı, yemek gibi ihtiyaçlar, sonra gerek spor gerek hobi gerek okul gibi olmazsa olmazlar. Sonra arkadaşlarıyla buluşturma projeleri. Haftada 1 gün gitmediğimiz bir yeri de keşfetmeye çalışıyoruz. Sergi olabilir, Kızkulesi gezisi olabilir. 

Tiyatroyu seçmek isteyen gençlere tavsiyeleriniz neler? 
Tiyatro ve oyunculuk çok disiplin ve emek gerektiren şeyler. “Ne var çıkar oynarım”, demek değil. Kendi bedenine ve aklına sürekli yatırım yapman lazım. Sonra çıkar oynarsın. Oyunculuk yapmak isteyenlere en önemli önerim bu, tembel olma lüksünüz yok. Çok çalışmaya varsanız girin bu işe. Asla vicdanınızı ve sağduyunuzu bir kenara itmeyin. Önce kendinize saygı duyun. Ama bunu özgüven patlamasıyla karıştırmayın. 

Son olarak neler söylemek istersiniz? 
Oyuncu olmak isteyenlere söylediklerim, benim hayatımda çok çok değer verdiğim şeyler; Sevgi ve saygı. Tüm canlıların eşit yaşam hakkı olduğuna da inanıyorum. Ve tüm doğayı kucaklıyorum.

Röportajlar

Annelik ona çok yakışıyor

07.08.2017



Esra Ertuğrul ile hiçbir araya gelmedik ama mesafeler pozitif enerjisini almama engel değil. Anneliğin çok yakıştığı kadınlardan biri ve onunla röportaj yapmak benim ayrıcalıklarım arasında. Hadi 10 parmağında 10 marifet Esra Ertuğrul’u daha yakından tanıyalım. 

Doğum öncesi ve doğum sonrası bilgilerinizi anneler ve anne adayları ile yıllarca paylaştıktan sonra “Bebeimgeliyor isimli anne bebek eğitim merkezini” kurdunuz. Çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Bebeimgeliyor Anne Bebek Eğitim Merkezimde hamilelikten bebeğin 4-5 yaşına gelene kadar annenin her türlü bilgiyi alabileceği bir merkez. Hamile okulu, emzirme seminerleri, yeni doğan bebek bakımı, ek gıdaya geçiş-blw, bebeklerde ilk yardım gibi seminerleri yanı sıra bebek masajı, anne bebek yogası, hamile yogası ve bebek cimlastiği gibi eğlenceli aktivitelerimiz de var. Anne ve baba bireysel eğitim almak isterse de birebir eğitimler, danışmanlıklarda veriyorum. Benim dışında farklı uzmanlıkları olan uzmanlarda anne ve anne adaylarına çeşitli seminerler veriyor. Çeşitli lansman ve toplantılara da merkezimizde yer veriliyor. 

Verdiğiniz seminerlerden ve içeriklerinden kısaca bilgiler alabilir miyiz?
Her ay hamile okulu adı altında bir programım var. 4 oturumdan oluşuyor. İlk oturumda doğum, 2. oturumda emzirme ve yeni doğan bebek bakımı, 3. oturumda lohusalık ve bebeklerde ilk yardım anlatıyorum. Son oturumda bebekler doğduktan sonra bebek masajı yapıyoruz. Emzirme seminerimde ister hamileyken isterse de yeni anne bebeği ile birlikte katılabiliyor. Anne sütü ve emzirme hakkında bilgiler veriyorum. Yeni anne bebeği ile ilgili sıkıntı varsa seminer sonunda birlikte emzirmesini kontrol ediyorum. Ardından yeni bir planlama yapıyoruz. Yeni doğan bebek bakımı ve bebek alışverişi seminerimde bir bebeğin kullandığı tüm ürünler ve uygulamaları anlatıyorum. Bu seminerde kullandığım ve önerdiğim ürünlerin hepsi kullandığım, deneyimlediğim ürünler oluyor. Birçok liste annelere veriliyor. Onlarda kendilerine göre planlamaları bu seminer sonunda rahat rahat yapabiliyorlar. Ek gıdaya geçiş - blw seminerim her ay 2 tane oluyor. Bu seminerde ek gıda sürecinde annelerin işine yarayacak ipuçları, tarif ve püf noktaları anlatıyorum. Bebeklerde ilk yardım seminerim, geçen yıl çok ilgi çekmişti. "İlk yardım hayat kurtarır" yaklaşımıyla annelerin evde bebeklere ve yakınlarına ilk yardım konusunda nasıl destek olacaklarını anlattığım, uygulamalarla dolu bir seminer. Bebek masajın da dokunmanın gücünden ve bebeği ile anne arasındaki bağın kuvvetlenmesi için püf noktalarından bahsediyorum. Ardından hep birlikte bebeklere masaj yaptığımız gerçekten enerjisi çok yüksek bir etkinlik. Hamile yogası ve anne bebek yogası bizim yoga eğitmenimiz Çiğdem İnan tarafından yapılıyor. Anne bebek yogası gerçekten çok eğlenceli :)) 

Kitabınız çıktı... 
Evet :)) Blw Tariflerinden oluşan kitap çıktı. Çok heyecanlıyım. 

Başka projeleriniz var mı?
Tarif kitabının çıkmasıyla bebeklerle birlikte “Tadım Atölyeleri” yapmayı planlıyorum. Bir yandan annelerle sohbet ederken bir yandan da blw denemeleri yapılacak. Heyecanla bekliyorum. 

Bir oğlunuz var, oğlunuza kardeş düşünüyor musunuz?
Yok, düşünmüyorum. Hem yaşım hem de oğlum öncesinde 2 düşüğüm var. Altuğ erken doğdu. Bunlar bir araya gelince yeni bir bebek düşünemiyorum. Ama her gün bir sürü bebekle birlikteyim. Bu ihtiyacımı gidermiş oluyorum :)) 

Aynı zamanda köşe yazarlığı yapıyorsunuz. Anneler size en çok hangi soruyu soruyor?
Anneler en çok emzirme ile ilgili sorular soruyorlar. Özellikle yeni anneler sütünün yetip- yetmediğini, nasıl sütlerini arttıracaklarını soruyorlar. Bunun yanı sıra doğumu yaklaşan anneler de "Doğum korkusu ile baş etmek" için destek istiyorlar. Ek gıda sürecinde ise özellikle pütürlü beslenme ve iştahsızlık en çok soru aldığım konular. 

En son okuduğunuz kitap, izlediğiniz film, dinlediğiniz CD desek…
En son okuduğum kitap; Adam Fawer - Oz
En son izlediğim film; Leonardo di Caprio'nun The Reverant
En son dinlediğim Cd ise; Sıla –Mürekkep 

Anne adaylarına ve annelere tavsiyeleriniz neler?
Anne ve anne adaylarına içgüdülerine güvenmelerini, hiç bir şey için acele etmeden hareket etmelerini tavsiye ederim. 

Son olarak neler söylemek istersiniz? 
Anne adaylarına ve annelere sizin aracılığınızla beni takip ettikleri ve hep yanımda oldukları için çok teşekkür ederim. Size de bana yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Destekleriniz çok önemli benim için :))

Röportajlar

Kelimelerin kraliçesi

07.08.2017

Yazdıklarını okurken düşünmek, hayallere dalmak, en önemlisi de yeni romanlarını heyecanla beklemek. Hadi güzel yürekli Seda Küçük’ü daha yakından tanıyalım.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1982 İstanbul doğumluyum. Trakya Üniversitesi Seramik Bölümü'nü bitirdim. İki yıl süreyle Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Harbiye Askeri müzelerinde, Kalemkâr olarak çalıştım. Boya ve toz alerjim yüzünden doktorların da tavsiyesi üzerine mesleğimi bıraktım. Lise yıllarımdan itibaren hobi olarak küçük hikâyeler yazıyordum. 2010 yılının Ocak ayında; bir ailenin dramını anlattığım ilk romanım "Siyah Gelinlik” raflardaki yerini aldı. Bu ilk romanımda toplumsal bir yara olan ‘Çocuk Anneler' sorununu da gündeme getirdim.
2011 yılının Ekim ayında; insanlarla içsel yolculuklara çıktığım, aşk üzerine unutulmaz, çarpıcı ve hepsinden öte sorgulayan "Yabancı Ses” romanımı çıkardım. Şubat 2014'te yayınlanan üçüncü romanım "Yoksul Ruh"ta ise aşk, ihanet ve isyan sarmalında, fırtınalı bir hayat yaşayan Elif'in, sakin limanlara yolculuğunu anlattım. Kasım 2015'te okuyucularımın karşısına bambaşa bir proje ile çıktım. 4'üncü kitabım "Öznesi Sen" çok özel bir projeydi. Metropoldeki insanların kimlik arayışı içinde, kişiliklerindeki değişimleri, toplumun geldiği noktayı derinlemesine işlediğim bir kitap. Herkesin ortak sıkıntılarından yola çıkarak kaleme aldığım yazılarımın öznesi aslında okuyucu. Kitapta; aşkımı, vazgeçişlerimi, öfkemi ve inadımı okurların hayatlarına kırık dökük cümlelerle bırakırken onları da bu eşsiz deneyimde başrole ortak ettim.
5.’inci romanım Sarı Yaz’la 2107 Mart ayında yeniden okurlarımla buluştum. Patentini satın aldığım "Yabancı Ses” ismiyle bir prodüksiyon şirketi kurdum. Bir taraftan romanlarımı yazarken diğer yandan da profesyonel ekibimle dergi, fotoğraf, film ve tasarım alanlarında hizmet veriyoruz.
 
"Siyah Gelinlik", "Yabancı Ses", "Yoksul Ruh" ve "Öznesi Sen" kitaplarının ardından “Sarı Yaz” ile bizlerle birliktesiniz. Sarı Yaz’a ilgi nasıl?
Sarı Yaz uzun zamandır yazmayı istediğim bir kitaptı benim. Sıcak bir aşk hikayesinin içinde kaybolmak istiyordum. Yazarken yok olmak, hayattan kopmak, kısa süreliğine de olsa her şeyi, tüm bu kaosu unutmak... Metropolün gürültüsünü zihnimden silmeye yetecek güçte bir hikayeye ihtiyacım vardı. Yenilenmek ve yenilemek için. Kitapta satır aralarına gizlenmiş altı çizilesi birçok mesaj var. Bu kitabı yazarken yola çıkış amacım onları cümlelerimle sıcak bir şekilde kucaklamaktı. Sanırım bunu da güzel bir şekilde başardım.

Sarı Yaz’da; aşk ve tutkuyla evlenen, işlerinde başarılı bir çiftin bir süre sonra metropol hayatıyla tıkanan evlilikleri, bu evliliği kurtarmaya çalışırken verilen mücadele ve sonrasında gelinen yol ayrımları var. Bizleri her yere, herkese yetişme telaşımı etkiliyor, ne dersiniz?
Kesinlikle. Metropolde yaşamak öyle yorucu, öyle gürültülü ve öyle kirli ki bir süre sonra üzerinize karabasan gibi bir mutsuzluk çöküyor. Kimileri bu mutsuzluğu üzerinden bir zar gibi soyup atarken kimileri o zamanda takılı kalıyor. Bir tükenmişlik hissi kaplıyor içinizi, tahammülsüzleşiyorsunuz. Bu da birçok ilişkinin sonunu getiriyor.

Bir gününüz nasıl geçiyor?
Çok yoğun geçiyor desem… Sabah 7 benim için güne başlangıç saati. Ofise geçip günün planlamasını yapıyorum. Öğleden sonra mutlaka spora gidiyor, beden ve zihin sağlığımı korumaya özen gösteriyorum. Spordan sonra ofise dönüp çalışmaya devam ediyorum. Edite edilecek yazılar, okumalar derken gün geçiyor. Sonra ev maratonu başlıyor. Mutfakta olmaktan çok keyif alıyorum. Sanırım ben bir şeyler yaratmaktan hoşlanıyorum. Bana sunulan yeteneğin sonuna kadar keyfini çıkarıyorum bu yüzden. Yemek sonrası mutlaka film seansım oluyor hem de uykum gelene kadar. Bu konuda çok şanslıyım eşimde benim gibi tam bir sinema tutkunu. Kritiği yapılmayan bir filmi izlemek benim için büyük işkence. Gözüme takılanları mutlaka paylaşmalıyım. Bu temposu en düşük günlerimden biri ve ben tempoyu deli gibi seviyorum.

Altıncı roman için hazırlıklar başladı mı?
Başlamaz mı? Bir hikayenin sonuna yaklaştığım zaman içimi inanılmaz bir hüzün kaplıyor. Yarattığım karakterlerimden ayrılmak öyle zor geliyor ki hemen yeni bir hikayenin ve kurgunun içine atıyorum kendimi.


Yazdığınız romanlarda önce hikaye seçimine mi dikkat ediyorsunuz, yoksa kurguya mı?
Öncelikle kurguya dikkat ediyorum. Hikaye ne kadar güzel olursa olsun onu destekleyecek sağlam bir kurgunuz yoksa eksik kalırsınız.

Başucu romanları ve yazarlarınız hangileri?
Başucumda roman tutmayı seven bir yapım yok benim. Onun yerine okuduğum kitaplardan notlar aldığım ve hiç yanımdan ayrmadığım bir defterim var. Zülfü Livaneli severek okuduğum Türk yazarlardan, biyografik romanlarda Osman Balcıgil’i takip ediyorum. Bunun yanı sıra Albert Camus, Haruki Murakami, Tess Gerritsen... İşin aslı elime ne geçerse okumaya çalışıyorum.

Kitap yazmak isteyen okuyucularınıza önerileriniz neler?
Öncelikle kendilerine ve hikayelerine güvensinler. Uzun ve çileli bir yol olduğunu unutmasınlar. Bu öyle bir şey ki zaman zaman başaramayacağınız konusunda umutsuzluğa kapılabilirsiniz. Bir de buna çevre baskısı eklenince içinden çıkılamaz bir hal alıyor. İyi bir analiz, iyi bir kurgu ve güven başarının anahtarını oluşturuyor. Yeteneği olan herkes aslında bu anahtarı farkında olmadan elinde tutuyor. Anahtar elinizdeyken kapıyı açmaktan korkmayın.
 

Röportajlar

Yolunu arayan yolcu

07.08.2017

Genelde önce röportaj yaparım sonra arkadaş olurum ama bu sefer tam tersi. Fotoğraf kursundan tanıdığım başarılı işlere imza atan Profesyonel Erickson Koçu Kemal Başaranoğlu ile keyifli röportajımızı kaçırmayın. 

Öncelikle Kemal Başaranoğlu’nu yakından tanıyabilir miyiz?
1977 yılında İstanbul’da doğdum. 1994 yılında Pertevniyal Lisesi’ni bitirdim. 1999-2003 yıllarında Lisans ve Yüksek Lisansını Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nde tamamladım. Çalışma hayatına SAP Danışmanı olarak başladım. Daha sonra otomotiv sektöründe Oyak Renault Otomobil Fabrikaları A.Ş.’de iş süreçleri analisti, proje yöneticisi ve orta kademe yönetici olarak çalıştım. On bir yılı yönetsel olmakla beraber on beş yıllık iş tecrübem bulunmaktadır.
2012 yılında, Erickson Coaching International’ın “The Art & Science of Coaching (Koçluğun Sanatı ve Bilimi)” sertifika programına Denge Merkezi’nde başlayıp 2013 yılı içinde tamamladım. Bu tarihten sonra farklı konularda eğitimlere katılmaya devam ederek kendini koçluk mesleğinde geliştirmekteyim. Bugün ICF koçluk unvanı alma süreci içinde olup, Erickson Coaching International’da “V. Modül” eğitim sürecine katılıyorum. 2016 yılı itibari ile kurumsal iş yaşamından ayrılıp, Turuncu Yeşil markası arkasında Koçluk Eğitim Danışmanlık Hizmetleri veriyorum. 2 yıl boyunca https://kemalbasaranoglu.blogspot.com adresinde haftalık kişisel gelişim konularında günce yazarlığı yaptım. 2014 yılından beri birçok farklı sosyal sorumluluk projesinin içinde yer almaktayım.
 
“Yolunu Arayan Yolcu” ilk kitabınız. Bize kitabı hazırlama sürecinden bahseder misiniz?
Koçluk eğitimlerimizde, teorik her bir eğitimi pratik bir çalışma ile tamamlardık. Disney Metodu diye çok güçlü bir metot öğrenmiştik. O sırada bana koçluk yapan arkadaşım (yani o anki Koç’um)  şu soruyu sordu: “Kemal, şimdi zamanda biraz ilerlesen ve mesela ömrünün sonuna gelmiş olsan, geriye dönüp baktığında neyi bırakmış olmak seni mutlu ederdi?”   
O an bir kitaptan daha değerli bir şeyin olamayacağını düşündüm ve tereddütsüz benim adımı taşıyan bir kitap dedim. Zira bir kitap okuyucuları sayesinde birçok kişiye ulaşıp, birçok insanın hayatını değiştirebilir. Sonra o koçluk seansından bugün elinizde bulunan kitap ortaya çıktı. Kitap yazma sürecinin bana kattıklarının ya da bana öğrettiklerinin çok değerli olduğuna inanıyorum. Bunlar;
-Öncelikle sabır! Zira siz ne kadar isteseniz bile, hiçbir şey 2 günde olmuyor. Kendi planlamanız şayet başkalarına bağlı ise planlamanız değişebilir.
-Kitap yazmak için en az 10 defa düşünüyorsunuz. Zira ne anlatmalı, nasıl anlatmalı, anlam bütünlüğünü destekleyici ne tür öğeler eklenmeli vs. ciddi zaman ve emek isteyen bir çalışma.
-Kitabın yazılmasının yeterli olmadığını, kapak, tasarım, satış stratejisi vs maalesef kitabın ne anlattığından daha değerli olduğunu fark ettim.
-Kitap imzalamak inanılmaz keyifli ve gurur verici bir olay!
 

Kitabınızda ne anlatıyorsunuz?
Herkesin bir yolun yolcusu olduğuna olan inancımla, “Yolunu Arayan Yolcu” adlı ilk kitabımı yazdım ve 2016 yılı sonunda ikinci baskısını yaptı. Öyle ki, yolculuğun başlangıcı bölümüne şöyle başladım.
“Hepimiz bir yolun yolcusuyuz. Bir yerden bir yere gitmek üzere çıkıyoruz bu yola. Aslında bu yolun yolcusu BENİM, bu yolun yolcusu SİZSİNİZ”. Yani aslında bu kitap benim kitabım olduğu kadar sizin de kitabınız. Kitabı yazma amacım, öncelikle günümüzde artık yaygınlaşan ve her yaş için önemli bir hale gelen koçluğun ne olduğunu, bu konuda uluslararası koçluk federasyonundan akredite bir eğitim kurumundan yetişmiş bir kişinin kaleminden aktarmaktır. Kitabımın anlamını, bireysel bilinç ve farkındalık düzeyini arttırmak, erdemli, ne istediğini bilir ve bu doğrultuda adımlar atan ya da atmak isteyen insanlara ilham ve cesaret kaynağı olmak olarak tanımlıyorum.
 
Koçluk nedir dersek, cümle kurmadan aklınıza gelen ilk 10 kelime nelerdir?
Farkındalık, Değişim, Motivasyon, Gelişim, Özgüven, Farklılık Yaratmak, Değerler, Yol Haritası, İstemek.
 
Peki, yukarıdaki kelimeleri de kullanarak koçluk nedir dersek; bunu nasıl tanımlarsınız?
Koçluk aslında kişilerin kendi istekleriyle değerleri üzerinden bireysel farkındalıklarına erişmesi, bu bireysel farkındalıkları ile fark yaratacak yol haritalarını oluşturması ve bu yol haritasını uygularken, özgüvenlerini motivasyonlarıyla en üst noktalarda tutup, gelişim göstermesidir.
 
Okuyucularınızdan gelen yorumlar neler? Yeni kitap hazırlığı var mı?
Evet, 2018’de 2 yeni kitabımın daha basılmış olmasını istiyorum. Bir tanesi öykü bile olabilir.

En son okuduğunuz kitaplar hangileri?  
-M.S. 2150 (Thea Alexander)
-Koçluk okulundaki sevgili eğitmenim Dr. Zerrin Başer ve değerli arkadaşım Zerrin Işık Tüfekçi’nin diğer bir doktor arkadaşlarıyla (Gül Yılmaz Çınar) yazdığı Yeni İnsan
-Var Olmanın Gücü (Eckhart Tolle)
 
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Her insan kendine özeldir ve kendisindeki bir takım kendine has özellikleri, onu diğerlerinden ayırır. Bunlar Allah’ın lütfu diyeceğimiz çok önemli özelliklerdir. Lütfen kendinizi tanıyın ya da tanımak için kendinize fırsat verin. İçinizde sınırsız kaynaklarınız var bunların farkına varınız. Bırakın dışardan satın aldığınız (aile, sosyal çevre, iş çevresi vs) etiketleri, inançları, öğretileri. Eğer isterseniz, yaparsınız! İsteyin. Cesur olun, atlayın istediğiniz şeyin üzerine ve sonra da elde etmenin gururu ve mutluluğunu yaşayın…
 

Röportajlar

Geliş nedenini arayanlardan

21.09.2017

Şehir şehir dolaşırken Kocaeli’den kazandığım dostlarımdan… En özellerinden… Hayatı dolu dolu yaşarken yaşatmayı sevenlerden… Tekrar bir arada beraber çalışmak dileğiyle…
 
Öncelikle Tülay Yanıkoğlu Yazıcı’yı yakından tanıyabilir miyiz?
Merhaba Ben 1981 yılında Kastamonu da bir köyde dünyaya gelmişim, doğduğum gün beni ilk gören kişilerden biri olan dayım "bu kız çok gözü açık bir kız olacak" demiş. İlk günden etrafa fel fecir gözlerle bakan, tüm çocukluğunu vukuatlar ve yaramazlıklarla geçirmiş biriyim. Lise de bir öğretmenimin yönlendirmesiyle tiyatroya başladım, Türkiye turnesi ve Yurtdışı turnesi yaptım. Akdeniz Çocuk Oyunları festivaline katılmak için Tunus'a ülkemi temsil etmeye giden ekibin bir üyesiydim. Sonra radyo yılları başladı 7 yıl aktif olarak radyo programları sundum, ardından yerel bir kanal, ardından uydudan yayın yapan Kocaeli TV de hafta içi her gün canlı olarak yayınlanan "Yaşama Dair" isimli programı sundum. Bu arada iki çocuğum oldu, 6 yaşında kızım, 3 yaşında oğlum var. 11 yıllık evliyim. Hürriyet Doğu Marmara ekinde röportajlarım yayınlanıyor. Okuma sanatı isminle bir kulüp kurdum ve kitapsever dostlarımla beraber her ay yeni bir kitap okuyup paylaşımlarda bulunuyoruz. Ayrıca kütüphanesi olmayan devlet okullarına kütüphane kuruyoruz. Kocaeli'ye farklı ve yeni etkinlikler kazandırmaya, vizyonunu arttırmaya çalışıyorum. Pek çok yazar, kendi alanında uzman kişilerin Kocaeli'ye gelmesine vesile oldum, olmaya devam ediyorum. Yakın bir tarihte TRT İstanbul'da çalışacağım. Çok okuyan, tiyatro ve sinemaya aşık, nakış işlemekten, uzun yürüyüşler yapmaktan ve çocuklarımla vakit geçirmekten çok hoşlanıyorum. Bu hayattaki en büyük arzum iz bırakan, etki yaratan ve fayda sağlayan işler yapmak.
 
Uzun yıllar sunuculuk yaptıktan sonra bir anda istifa ederek çok güzel işlere imza atmaya başladınız Kocaeli’de. Bir günüz nasıl geçiyor? 
Kocaeli TV’den ani ayrılışım herkesi çok şaşırttı. Ancak tam 5 yıldır hafta içi her gün ekrandaydım ve artık kendimi tekrarlamaya başlamıştım. Yeni şeyler yapmam ve eksenimi genişletmem gerekiyordu. Tetikleyici bir neden oluşunca da ayrıldım. Kocaeli TV bana çok önemli özellikler kazandırdı, beni çok geliştirdi ve mutlu bir çalışan olmamı sağladı. Ancak bazen bitmesi gereken şeyleri vaktinde bitirebilmek gerekiyor. Hayatımda ilk kez bir şeyi tüketmeden bitirmeyi başardım. Bunun için kendimi tebrik ediyorum, çünkü çok büyük ve önemli nedenler olmazsa insanlar oldukları yeri terk etmiyor ve gelişemiyorlar. Ancak buna izin vermedim.
Kanaldan ayrılınca bir süre dinlendim, sonrasında çok yoğun bir temponun içine girdim. Ünlü yazarları, uzmanları, eğitimcileri Kocaeli'ye getirdim. Hobi kulübü yaptık arkadaşımla beraber ve okuma sanatı kulübünü kurduk. Kütüphaneler açtık. Bunlar harika şeylerdi ve şimdi çok güzel bir kaç proje teklifi üzerinde çalışıyorum. Kocaeli'de çok güzel işler yapmaya devam edeceğim. Asıl soruya gelecek olursam günlerim çok keyifli ancak yorucu geçiyor. Saat 7 bile olmadan uyanıyorum. Çocuklar uyurken mutlaka bir fincan kahve ve kitap keyfi yapıyorum. Kitap okumak hayatımın olmazsa olmazı. Gün içinde çocuklarla aktiviteler yapıyoruz ve yaptığım tüm toplantılara onları da götürüyorum. Okul döneminde daha çok akşamları buluşuyoruz ve uyuyana kadar sadece onlarla vakit geçirmeye çalışıyorum. Gün içinde mutlaka egzersiz yapmaya çalışıyorum, yürüyüş en sevdiğim egzersiz. Onlar okula giderken ben de evden yürüyüş yapmak üzere çıkıyorum ancak yaz tatilinde bu rutinimizi yapamadık. Gün içinde mutlaka çocuklarla kitap okumaya, okuma sevgisini onlara aşılamaya çalışıyorum. Şehirdeki tüm faaliyetleri yakından takip edip etkinliklere katılmalarını sağlıyorum. Çocuklar erken uyuyor ve onların uyumasıyla birlikte bende kitaplarımla baş başa bir dünyanın içinde kayboluyorum.


 
Yeni projeler neler?
En yakın Dr. Özgür Bolat ile bir seminer var. Nar Montessori Anaokulu'nun ana sponsorluğunda olacak. Bu etkinlik beni heyecanlandırıyor. Ayrıca okuma sanatı kulübü için ünlü yazarlarla iletişim halindeyim, yakında Müge Çevik, Nimet Erenler Gülkökü gibi değerli isimleri getireceğim. Ayrıca kitap paylaşımları için Tokat'ta kurulan bir kitap kulübüne davetliyim, başarılı yazar Osman Balcığil'i ağırlayacağız. Ve TRT için büyük bir heyecan duyuyorum.
 
Projelerinizi başka şehirlere taşımayı düşünüyor musunuz?
Kocaeli'yi çok seviyorum ve kendimi buraya ait hissediyorum. Koşullar zorlamazsa burada kalmayı tercih ederim ancak hayallerime ulaşabilmek için başka bir şehir ya da ülkede olmayı düşünebilirim.
 
Aynı zamanda dünya tatlısı 2 çocuğunuz var. Annelik desem…
Dünyanın en büyük huzur veren, mutlu eden şeyi diyebilirim. Çok yorucu, psikolojisi çok ağır ancak yerini tutabilecek bir başka his yok. Yaşamla baş edebilme becerisini geliştiriyor insanın. Yani hele ki şu günlerde dünyadaki facialar, savaş, vahşet ve insanı insan olmaktan utandıran pek çok olayın karşısında; bu dünyada iyi şeylerinde olduğunu hatırlatan, bu dünyayı daha yaşanılabilir kılan tek şey. Onlara bakınca insanlığı, güzelliği, saflığı görüyorum. İyi ki hayatıma geldiler, isteyen herkesin bu duyguyu tatmasını diliyorum.
 
Onlar ve tüm çocuklar adına nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz?
Yaptığım tüm işlerin temelinde çocuklar var. Onlara daha güzel daha anlamlı bir dünya bırakabilmek en büyük hayalim. Umarım doğa ile iç içe yaşadıkları, sevginin ve hoşgörünün yüksek olduğu, sadece kazanmak için değil başarmak ve mutlu olmak içinde yaşadıkları, insanlığa fayda sunan işler yaptıkları bir dünya olur.
 
Yoğun tempoda çalışırken bir yandan da kitapların dünyasında kayboluyorsunuz. En son okuduğunuz 3 kitap hangileri?
O kadar çok okuyorum ki bazen kendime yetişemiyorum. Bu sıra edebiyat dergilerine taktım kafayı, özellikle Kafa, Tuhaf, edebiyatist, bavul, masa, kafasına göre, ot gibi dergiler başucumda hiç bir sayıyı kaçırmıyorum ve hemen hemen tüm yazarları okuyorum. Kitap olarak şu günlerde Osman Balcıgil'in Celile kitabı, Özgür Bolat’ın Beni Ödülle Cezalandırma ve Anthony Robbins'in Sınırsız Güç isimli kitaplarını okuyorum.
 


Medya sektörünü seçmek isteyen gençlere tavsiyeleriniz neler?
Çok okusunlar, dünyayı takip etsinler, dijital platformlarda olsunlar, sosyal ve aktif olsunlar. Her işten para kazanmak değil mesleki olarak zenginleşmek, duyulmalarını ve tanınır hale gelmelerini sağlayacak. NİTELİKLİ işler yapsınlar. Popülaritelerini topluma faydalı işler yaparak değerlendirsinler.
 
Hayatta olmazsa olmazlarınız…
Ailem, kitaplarım, müzik , tiyatro, arkadaşlarım.  
 
En sevdiğiniz yemek…
Köfte, bezelye ve tüm zeytinyağlı yemekler.
 
En sevdiğiniz renk…
Mor.
 
En sevdiğiniz içecek…
Su, ayran.  
 
En sevdiğiniz yazarlar…
Zülfü Livaneli, Elif Şafak ve Buket Uzuner.  
 
Sizin romanınızı ne zaman okuyacağız?
Kitap yazmak büyük bir hayal benim için, roman mı olur bilmiyorum ancak iyi bir iş çıkmayacaksa hiç yazmamak daha iyi diye düşünüyorum. Yazmış olmak için değil gerçekten okunmaya değer bir şeyler yazmaya başlayınca bir eser ortaya çıkacak inşallah. Yakın bir tarihte bir kitap görünmüyor ne yazık ki.
 
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Hayat tuhaf, girift ve bazen çok anlamsız, hayatı daha anlamlı hale getirmenin yollarını bulmak lazım. Meşgul olmak, sürekli üretmek, değer katmak şu yaşamı güzel hale getirmenin tek yolu. Meşgul olun, çok okuyun, aile kurun ve sanatla, doğa ile iç içe yaşayın. Mutlu olmanın yollarını bulun derim. Bu keyifli röportaj için çok teşekkür ederim, çok keyif aldım.
 

Röportajlar

Detaylar onun işi

19.09.2017

Bazen yolunuz o kadar güzel insanlarla kesişir ve yıllar geçse bile aranızdaki bağ hiç bozulmaz ya o zaman şansınızı anlarsınız. Hayat sizi bir yerlere sürükler ancak onlar sizin hep yanınızdadır. İyi ki hayatımda dediğim çok önemli ve çok özel biri Deniz Yılmazişler Koğacıoğlu. Bir telefon uzaklığımda olmanızı bilmek harika…
 
Öncelikle Deniz Yılmazişler Koğacıoğlu kimdir?
Deniz Yılmazişler Koğacıoğlu uzun yıllar finans sektöründe çalıştıktan sonra 99 yılı itibari ile Grup Rönesans’ın sahibi ve şefi eşi merhum Onur Koğacıoğlu sayesinde müzik, organizasyon ve iletişim sektöründe kariyerine devam etti. Yaklaşık 18 yıldır sektörün bu bacağında Uluslararası ve yerli pek çok organizasyonun canlı müzik, booking, konsept danışmanlığı tarafını yürütmekteyim.


 
Eğlence hayatını 3 kelimeyle özetler misiniz? 
Müzik, kalite, renk.  
 
Yıllardır organizasyon ve iletişim mesleğini başarıyla yürütüyorsunuz. Bize işinizi anlatır mısınız? 
Evet, organizasyon işinde en önemli etaplardan biri de ilgili organizasyona ait uygun canlı müzik, konsept ve diğer detayları belirlemek; teknik ekipman desteğinden, sanatçı teminine, mekan seçiminden, mekan ve sahne tasarımına ve her türlü organizasyonunuzun geliştirilmesi ve yönetilmesi adına çözümler sunuyoruz. İnsanlar işimizin çok renkli olmasından dolayı, eğlenerek para kazandığımızı düşünseler de, anahtar teslim bir geceyi çıkartmanın gayet stresli, yorucu ama iyi sonuçlar ve tebriklerle de karşılaşınca bir o kadar gurur verici olduğunu da ifade etmeliyim. 
 
Bize içinde olduğunuz oluşumlardan bahseder misiniz?
Öncelikli olarak size birlikte çalıştığım ekiplerden bahsetmem gerekir diye düşünüyorum. Yazının başında belirttiğim gibi, Grup Rönesans olarak 1995 yılından bugüne, "kaliteli eğlence" ilkesi doğrultusunda, çizgimizden ödün vermeden çalışmalarını sürdüren, yurt içi ve yurt dışında son derece iyi eğitim almış, çok değerli müzisyenlerden oluşan bir band’dir. Toplam 10 ayrı dilde, klasik müzik eserleri, opera aryaları, müzikaller, napolitenler, tangolar, latin parçalar, caz standartları ve yerli-yabancı, nostaljik ve güncel pop müzik şarkılardan oluşan çok geniş bir repertuara sahiptir. 20 yıl boyunca sayısız kongre, lansman, gala gecesi, düğün organizasyonunda yer almıştır. Bunu yanı sıra Nihan Akın, Dilek Sert Erdoğan, Zeynep Kalınkaya, Merve Çaloğlu, hem aktör, hem müzisyen olan Murat Balcı, Ahmet Serkan gibi çok değerli müzisyenlerle de birlikte yürümenin mesleki anlamda büyük bir keyfi var.
 
2017 nasıl geçiyor, 2018 yaklaşırken planlarınız neler? 
2017 yılında Grup Rönesans, Dilek Sert Erdoğan, Zeynep Kalınkaya ile birlikte sayısız kurumsal organizasyon, açılış, lansman ve düğünlere imza attık. 2018 yılında da farklı show ve konsept işlerle devam ettireceğiz.  
 
Size kimler, nasıl ulaşmalı?
Gerçekleştireceği organizasyon, davet, özel gece, kutlamayı eşsiz kılmak isteyen ve kalite, profesyonellik önceliği olan herkes bize ulaşabilir. Sloganımız her zaman ‘’Müzik için doğru adres’’ olmuştur. www.gruprönesans.net adresinden veya Instagram Gronesans adresinden email ve telefonuma ulaşabilirler. 
 
Başka projeleriniz var mı?
Biliyorsunuz 24 Eylül Sanat Güneşi’miz Zeki Müren’in ölüm yıldönümü… Sadece Zeki Müren eserlerinden oluşmuş ve farklı standartlarda düzenlemeleri yapılmış bir repertuardan oluşan konsept yapma isteğimiz var… ’’Mesut Bahtiyar’dan Şarkılar’’
 
Bir gününüz nasıl geçiyor?
Genellikle toplantı ve görüşmelerle dolu oluyoruz… Saha da olmak işimizin en önemli taraflarından biri… Gün içinde o kadar çok telefon görüşmesi yapıyoruz ki , inanın akşam tek kelime telefon görüşmesi yapmak istemiyorsunuz… Espri bir yana hiç şikayetçi değilim…  
 
Unutamadığınız anınız desek… 
Bir organizasyon ertesinde havaalanında gecenin kritiğini keyifle yaparken çok sevgili yol arkadaşım ve  Ülkemizin en iyi jazz solistlerinden Dilek Sert Erdoğan ile uçağı kaçırmamız sanırım…  
 


En sevdiğiniz sanatçı… 
Yunanlı TENOR Mario FRANGOULİS ve Zeki MÜREN… İkisi de benim gibi YAY burcu…  
 
En sevdiğiniz manken… 
Heidi KLUM
 
En sevdiğiniz sunucu… 
Korhan ABAY
 
En sevdiğiniz dizi… 
Dizilerle pek aram yok… Çoğunluk gibi Game of Thrones takipçisiyim… Ancak akıl almaz bir film delisi olduğumu söyleyebilirim… Benim için film izlemek bir nevi meditasyon.
 
En son okuduğunuz kitap, izlediğiniz film, gittiğiniz tiyatro oyunu hangisi?
Elia ile Yolculuk / Zülfü Livaneli, Dalida, Bir Delinin Hatıra Defteri.  
 
Son olarak neler söylemek istersiniz?   
Derya’cım öncelikle sana çok teşekkür ederim… İş hayatındaki başarılarının artarak çoğalmasını dilerim… Organizasyonlarında gerçek kaliteyi arayan ve isteyen herkesle bir gün bir yerlerde buluşmak dileğiyle… 
 
 

Röportajlar

Aktris Sevtap Çapan

21.09.2017

İş hayatının kazandırdığı ve yıllara dayanan dostluklar benim için çok değerli ve kıymetli. En büyük servetim bu dostluklar…
 
Öncelikle Sevtap Çapan’ı yakından tanıyabilir miyiz?
Aktrisim. 23 yıldır profesyonel olarak oyunculuk mesleğini icra etmekteyim. Yerleşik olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda çalışmaktayım. Son birkaç yıldır oyun ve senaryo yazarlığı yapmaktayım. 2016 yılından itibaren Türk Kadınlar Birliği Beykoz Şubesi kurucusu ve başkanıyım. 2017’de Profesyonel Artı Sonsuz Firması tarafından kurulan TİYATRO P.A.S’ın Genel Sanat Yönetmeni’yim. Doğayı, doğanın içindeki her canlıyı seven bir hayvan severim. Dostluğa önem veren biriyim. Sevmenin ve sevilmenin güzelliğini, güven duymanın eşsiz hazzını, paylaşmanın ölçüsünü ve kıymetini öğrendiğim ailem benim için her şeyden önce gelir. Vatansever biriyim. Tarihine saygılı, minnettar ve iyi bir vatandaş olmak için çaba harcayan…
 
Tiyatroyu 3 kelimeyle özetler misiniz?
İnsansal, yaşamsal, düşsel…  Elbette üç kelimeye indirgemek oldukça zor!
 
Tiyatroda yeni sezon hazırlıklarına başladınız. Çalışmalarınız ne aşamada?
2017 -2018 yeni sezona provayla merhaba dedim. Bulgar bir yönetmenin Hristo Boyçev’in bir oyununu çalışıyoruz. ‘Yeraltı’ çağdaş bir oyun. Ben provalara üçüncü günü dâhil oldum. Henüz hiçbir şeye hâkim değilim… Konuşmayı ve yürümeyi bilmeyen bir bebek gibiyim yine… Henüz çok başındayız.  Rolüm Cleopatra… Oyun içinde göndermeler olsa da bildiğimiz, tarihteki Cleopatra değil. Bir opera sanatçısı…
 
Mora Dergisinde yazılarınız yayınlanmaya başladı. Yoğun temponuzu nasıl organize ediyorsunuz?
Evet, Mora Dergisi’nde 2016’da röportaj vermiştim. Sonrasında Sayın Atilla Adsay birkaç kez köşe yazarlığı konusunda teklifte bulundu. Fikirlerimi çoğunluğa ulaştırmak için iyi bir yol olacağına kanaat getirdikten sonra yazmaya karar verdim.
Gerçekten yoğun bir tempodayım, sahne, dublaj, dernek, eğitim, şimdi de köşe yazarlığı… Fakat hepsi mesleğimin uzantıları… Şu sıra programım şu şekilde; 11.00 - 17.00 arası prova, prova öncesi ve sonrası dublaja gidiyorum. Geri kalan zamanımda dernekle ve TİYATRO P.A.S’la ilgili çalışmaları yürütüyorum. Az uyuyorum ama zaten çok uyuyan biri olmadım hiç.
 
En son okuduğunuz kitaplar hangileri?
‘Sinemada Oyunculuk’ / Edward Dmytryk –Jean Porter Dmytryk
‘Kadınsız İnkılap’ Yaprak Zihnioğlu (şu sıra okuyorum)
 
Sevdiğiniz yazarlar desek…
Agatha Christie, Paulo Coelho.
 
Sizi anlatan bir kitap var… Bu özel projeden bahseder misiniz?
Evet, ‘Aktris Sevtap Çapan’. Ne güzel tanımladın sevgili Derya; Özel proje… Gerçekten özel ve hatta yaşayan bir kadın oyuncunun sanat yaşamının, çalışma üslubunun, kendi anılarıyla harmanlanarak aktarıldığı, yazar tarafından gözlemlenerek kaleme alındığı ilk kitap dünyada…
Kitabın yazarı Hamdi Gültekin’in Aktör, Aktris ve Yönetmen üçlemesinin ikinci kitabı aynı zamanda… Gençlere, sanatseverlere, meslektaşlara, anne – babalara aslında herkese hitap ediyor. Sanat için yol gösterici, zorluklar karşısında yılmamak gerektiğinin bir göstergesi, hayallerine doğru yürümenin bir zaferi…
Bazıları benim yazdığım bir kitap sanıyor. Ben yazmadım, sadece anılarımı, prova notlarımı paylaştım yazarla... Birilerinin sizi görüyor olması harikulade…
 


Mersin Ekonomi Gençlik Kampında gençler ile buluştunuz. Nasıl geçti kamp süresi?
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın önderliğinde gerçekleştirilen yönetmen Ahmet Okur’un projesi ‘Sinema ve Sanat Kampı’, ‘Şimdilik Yazlık’ ibaresiyle gelecekte de devamlılık arz edeceğinin müjdesini veriyordu. Benim için oldukça keyifli bir süreçti. Hatta Eylül sonuna doğru ikincisi de gerçekleştirilecek, hazırlıklar yapılıyor. Eğitmen olarak yine davet edildim lakin tiyatro sezonu açıldığı için üzülerek katılamıyorum.
Sadece gençler için değil benim için de umut vaat eden bir çalışmaydı. Bu tarz kamplar sayesinde sanatın uzaktan göründüğü kadar kolay olmadığı daha çok kişi tarafından bilinecektir. Sanata saygılı bir yaklaşım geliştirmek için de iyi bir vesile olacak kanaatindeyim. Bu tarz bir kampın ilk eğitmenlerinden biri olduğum için çok mutluyum.
Gençler harika, zeki, hevesli, yaratıcı… Sıcağa karşın şevklerini kaybetmediler ve çok başarılı kısa filmlere imza attılar. Oyunculuklarını iki başarılı tiyatro oyunuyla sergileyip takdir kazandılar. Umarım hayatlarını bir sanatçı gibi düşünmek – davranmak ilkesine göre kurmalarına faydam olmuştur. Bizlere bu yolu açan bakanlığa ve son derece nazik davranan tüm kamp çalışanlarına da teşekkür ediyorum.
 
Moda sizin için nedir?
Yakışsa da yakışmasa da herkesin aynı giyinmesi… Artık moda için bunu düşünüyorum.
 
Ne tarz giyim tarzından hoşlanıyorsunuz?
Ben her tarzı severim, yerine göre de hepsini giyerim. Genel olarak tarzım Dömi Klasik!
 
Son olarak hayranlarınıza neler söylemek istersiniz?
Sanat hakkında artık daha fazla şey bildiğinizi biliyorum. Daha çok izleyin. Zamanınızı kaliteli işlere ayırın. Alt yazılı, dublajlı filmler, diziler de izleyin… Dünya sinemasını takip edin. İzleyeceğiniz hiçbir şey yoksa televizyonu kapatın… Tiyatroya gidin. Unutmayın, sanatın kalitesi seyircilerin ortaya koyacağı tavırla değişebilir. Bu gücünüzü lütfen yadsımayın.

 

Röportajlar

Deklanşörün ardındaki hayat

30.09.2017

Tanışma ve çalışma şansına sahip olduğum, gurur duyduğum isimlerden biri Kadir Banabak. Bir telefon uzaklığımda olduğunu bilmek çok önemli. Hadi onu daha yakından tanıyalım. 

Öncelikle sizi yakından tanıyabilir miyiz Kadir Banabak?
1965 yılında Kocaeli’nde doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi İstanbul Bakırköy’de tamamladım. Lise çağlarında sinemaya olan tutkum beni ileriki dönemlerde fotoğrafa yaklaştırdı. 90’lı yıllarda KASK (Kocaeli Fotoğraf Sanatı Derneği ) çatısı altında kurslara katılarak kendimi geliştirmeye başladım, özellikle siyah beyaz fotoğraf dalında yarışmalara katılarak ödüller kazanmaya başlayınca kendimi bir anda fotoğraf dünyasının içinde buldum. 92 yılından sonra katıldığım ulusal yarışmalarda kazandığım başarılardan sonra içime düşen fotoğraf okuma isteğiyle akademi sınavlarına girerek 1996 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf Bölümü’nü kazandım. Öğrencilik dönemlerinde çeşitli dergilerde, müzik dünyasında ve yaz aylarında 3 yıl Bodrum Halikarnas Disco’da konser, show ve gösteri çekimleri ile birlikte show ve görsel yönetmenliği yaptım. 2000 yılında Fotoğraf Ana Sanat Dalı’ndan mezun olduktan sonra aynı yılın Eylül ayında 2MK isimli reklam ajansımın bünyesinde Taksim’de LOOK AT ME ART PHOTOGRAPHY’i kurdum. Fotoğraf çalışmalarımda özellikle mimari ve endüstride iç ve dış mekan çekimleriyle birlikte, müzik dünyasında kapak ve klip çekimleri, tekstil dünyasında ise özellikle ev tekstili ve moda çekimleri yaptım. Ayrıca sektörel alanlarda da tanıtım filmleri çektim. Özellikle 2008 ekonomik krizinden sonra işlerimi daha butik çalışmalara çevirerek özellikle inşaat ile TV sektörüne yönelik 3D Modelleme ve Animasyon işlerinde kendimi geliştirerek bugün hala aynı sektöre öncelikli olarak hizmet vermeye devam etmekteyim. Fotoğraf Sanatçısı olarak katıldığım çeşitli yarışmalarda bugüne kadar 8 ödül kazandım, 4 kişisel sergi açtım ve 50’ye yakın ortak sergiye katıldım. www.kadirbanabak.com internet adresimde fotoğraflarımı ve çalışmalarımı görebilirsiniz.
 
Dolu dolu geçen ve bir sürü projelere imza attığınız bir hayatınız var, sizin için en kıymetli projeler hangileri?
Okuldan mezun olduktan sonraki ilk yıllar yoğun olarak moda ve müzik dünyasının içinde birçok sanatçının arka plandaki çalışmalarında yer aldım. 2000’li yılların ekonomik krizleriyle iş olanaklarımı gelişmekte olan inşaat sektöründe yeni gelişmeye açık firmalarda birçok ortak çalışmada bulundum. Özellikle Kocaeli’nin bugünlerinde en büyük inşaat firması olan Kavanlar İnşaat firmasın da yaklaşık 15 yıl içinde hem reklam danışmanlığı son 4 yılda da Kurumsal İletişim Direktörlüğü yaptım. Kocaeli bölgesindeki Armadakent projeleri, Kavanium projeleri ve ayrıca Symbol Alışveriş ve Yaşam Merkezi projelerinin hayata geçmesinde mesleğimle ilgili kısımlarda büyük emeklerimizin olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. 15 yıla yayılmış inşaat sektörü alanındaki çalışmalarımızın sonunda Symbol Yaşam Merkezi mesleki anlamda benim gözbebeğimdir diyebilirim. Bu çalışmaları başarılı bir şekilde yönetirken benim gözbebeğim olan asıl projem ise FOTOĞRAFÇI GÖZÜYLE 50 ÜLKE projesidir.  Bu proje çerçevesinde 2010 yılından sonra ise 50 ülkeyi fotoğraflamak isteğiyle dünya şehirlerini gezmeye başladım, şu ana kadar Ortadoğu’dan başlayarak Asya, Avrupa ve Britanya kıtasını kapsayan yaklaşık 20 ülkeyi gezmeyi tamamlamış bulunmaktayım. Bu çerçevede kısmet olursa 2020 yılına kadar dönem dönem seyahatlerle 50 ülkeyi fotoğrafçı gözüyle gezerek bitirmek istiyorum ve bu süreçlerin sonunda kısmet olursa hem sergiler hem de birkaç tane farklı konularda fotoğraf albümleri yapmayı planlıyorum. Bu arada sağlıkla ilgili yaklaşık 2 yıl süren sorunlardan dolayı bu projeyi biraz yavaşlatmıştım fakat şükürler olsun şu an sağlık açısından kendimi iyi hissettiğim için en kısa zamanda bir seyahat planı oluşturmaya çalışmaktayım.


 
İstanbul-İzmit arasındaki hayatınız çok yoğun, 2018 hedefleriniz nedir?
2016 yılı ile 2017 yılının ilkyarısı biraz ağır sağlık sorunları ile geçtiği için, İstanbul-İzmit arası trafiği biraz yavaşlatmış bulunmaktayım, İstanbul trafiğinin travmaya dönüşmesi bu kararları almama yardımcı oluyor. 2018 için beklentilerim özellikle biraz daha sakin hayatı ailemle birlikte paylaşabileceğim yerleri keşfetmekle meşgulüm ve tabi 2018 içinde dönemsel olarak ülke seyahatlerine devam etmeyi istiyorum, özellikle ilk etapta İskandinav ülkelerinden Norveç, Finlandiya, İsveç ve İzlanda gibi ülkeler ile Güney Amerika’nın Şili, Uruguay, Arjantin ve Patagonya’ya öncelikli gitmeyi hedefliyorum. Bu arada birkaç arkadaşımla birlikte İstanbul Days Guide isimli 2 ayda bir yayınlanan bir magazin dergisini çıkartıyoruz ve derginin editörlüğü ile dünya seyahatlerimi anlatan yazı dizilerini paylaşıyorum.
 
Vefa sizin için çok önemli, bu konuda neler söylemek istersiniz?
İnsani anlamda hayatım boyunca en değer verdiğim şey insan ilişkileri ve dostluklardır benim için, bu yaşıma kadar bankalarda çok param olmadığını çok rahat ifade edebilirim ama İNSAN BANKASI’nda ki DOSTLUK HESABI’m çok kabarık olduğunu da göğsümü gere gere söyleyebilirim. Hayatıma girerek renk ve değer katmış tüm insanlara sonsuz teşekkür etmek isterim sizin sayenizde. Geçmişten görüştüğüm İstanbul’da Bakırköy’de ilkokulu beraber okuyup, İzmit’te ailece görüştüğüm ilkokul arkadaşım var, yani yaklaşık 45 yıla yaklaşan bir dostluk diyebilirim...
 
Gençlere tavsiyeleriniz neler?
Bizler yaş grubu olarak çocukluğumuz ve gençliğimizin çok parlak geçtiğini söyleyemeyiz, özellikle 12 Eylül 1980 darbesinin bizim hayatımıza kattığı travmalar gerçekten çok fazladır. Ama bizler o dönemin çocuk ve gençleri olarak öncelikle ailelerimiz bizleri yetiştirirken öğrettikleri en önemli şey hakkaniyet duygusu ile küçük şeylerle mutlu olmak. Bir de bizlerin içinde eğitim anlamında okumak duygusu hiçbir zaman dinmedi. Ben kendi adıma şunu söylemek istiyorum, 32 yaşında isterseniz Mimar Sinan Üniversitesi’ne girebiliyormuşsunuz bu duygunun ve sonundaki başarının insan hayatına bir katma değeri olduğunu çok iyi biliyorum. Günümüz Türkiye’sinde gördüğüm manzara beni çocuklar ve gençler açısından çok üzüyor. Özellikle eğitim sistemimizin çok hırpalanmasını gençler açısından gerçekten üzücü buluyorum, ayrıca gençlere en önemli tavsiyem özellikle eğitim alanında kendilerini geliştirebilecekleri en iyi yere ulaşmaları için gayret etmeleridir, kendilerini ne kadar bilgili ve donanımlı yaparlarsa gelecekleri hem maddi hem manevi anlamda daha mutlu ve daha sağlıklı olacaktır. En önemli tavsiyem ise küçük şeylerle mutlu olmayı kesinlikle öğrenmek durumundalar. Bu konuda ebeveynlere de elbette çok önemli görevler düşmektedir.
 
Forma koleksiyonuz herkes tarafından biliniyor. Onları sergilemeyi düşünüyor musunuz?
Futbola ve Galatasaray’a düşkünlüğüm tüm çevrem tarafından gayet iyi bilinir, bu bağlamda 2010 yılından bu yana ara ara gittiğim ülkelerde ben o ülke takımlarının formalarını alıyordum ve bu arada yurtdışında yaşayan eşim dostum da bana hediye olarak forma getiriyorlardı. 2014 yılından sonra bu durumu biraz daha fikren geliştirerek dünyanın çeşitli ülkelerinin takımlarının formalarını toplamaya başladım, şu ana kadar 150 yakın forma ve birazda taraftar kaşkolum var, benim formalarımın genelde gerçek hikayeleriyle birlikte sergileme hedefim var, bu formaları hikayeleri ile instagram, twitter ve facebook’ta paylaştıkça, birçok dostum bana hediye forma getiriyor ve bunları sosyal medyada paylaşmamı istiyorlar bende onları kırmayarak sosyal medyada paylaşıyorum. Bu anlamda 1000’e yakın forma biriktirmek ve kafamda futbol ile örtüştürdüğüm bir proje gerçekleştirmek istiyorum ama en az 2 yıldan önce bunu yapmayı düşünmüyorum ama önümüzdeki yıl içinde futbol ile ilgili değişik sürpriz bir sergi ile karşınıza çıkabilirim...


Galatasaray taraftarı olarak bu yıl ligde sarı kırmızılılar neler yapar?
Galatasaray’ımız bu yıl lige bence boyunu çok aşan bir transfer bütçesiyle hızlı bir giriş yaptı, bununla birlikte futbol takımımız da çok hızlı bir giriş yaptı ve şu an lideriz, şahsen yapılan her transferin doğru olduğunu düşünmüyorum. Sneijder gibi bir dünya yıldızını bu takımdan göndermek çok doğru değildi, bu takımın en büyük sorunu yıllardır defans hattında olmasına rağmen yönetim en çok parayı orta saha ile forvete harcadı. Yıllar önce Galatasaray’a gelmesini çok istediğim GOMİS’in bu yönetim tarafından bu yılın en büyük transferi diyorum. Bu yılın sakatlık olmazsa ligin gol kralı bellidir BAFETİMBİ GOMİS. Ben Tudor’u çok benimsemiş değilim bir taraftar olarak ama şu an bu takımda geçen seneden yeni en az 8 oyuncu bu takıma gerçekten iyi uyum sağladılar. Galatasaray elbette şampiyonluğun en büyük adaylarından, ama Beşiktaş ile ilk 2 için yarışacağımızı düşünüyorum, Fenerbahçe ise ülkemizdeki bu spor basını ile Aziz Yıldırım başkan olduğu sürece hep sıkıntı çekeceğine inanıyorum.
 
Bir gününüz nasıl geçiyor?
İstanbul’da trafikte,  İzmit’te ise Symbol’de. Sabah genelde 8:30’da kalkıyorum, çünkü gün içi koşuşturma ile geçerken, gece daha sakinken rahat çalışıyorum. Bu yüzden ortalama 1 veya 2’de uyuyabiliyorum, takip ettiğim ulusal ve yerel medya gazeteleri genelde gece yarısı sayfalarını yeniledikleri için muhakkak onları okumadan uyumam. Son 2 yıldır sağlık sorunlarımdan dolayı çoğu zamanı evde geçirdiğim dönemlerde ise ortalama günde en az 3 film seyrettim, sinema benim çocukluğumun tutkusudur.
 
En son neler okudunuz ve sizi bilgi yarışmalarında görmeye devam edecek miyiz?
Her gün internet üzerinden okumalar gerçekleştirmekteyim, normal bir kitap okumayı bırakalı uzun yıllar oldu diyebilirim. Çünkü mesleğim ve eğitimim gereği yıllardır görsel okuma ile kendimi beslemekteyim, iyi bir genel kültür bilgisine sahip olduğumu düşünüyorum, özellikle Mimar Sinan Üniversitesi’ne girmeme sebep olan gerçekten genel kültür sınavından aldığım yüksek puan sebep olmuştu. Daha sonraki yıllarda bilgi yarışmalarına merak sarmıştım ve üniversite yıllarında Riziko’da yer aldım. Eyvah Düşüyorum ve Kendi Düşen Ağlamaz yarışmalarına katıldım ve 2 yarışmayı da kazanarak ödüller kazandım, özellikle bu ödüllerin bir kısmını fotoğraf seyahatlerine ayırmaktayım.
 
En son neler dinlediniz?
Müzik konusunda yıllardır sektörde de çalıştığım için her türlü müziği dinliyorum ama arabesk hariç. En son Symbol Hayal Kahvesi’nde genç jenerasyonun sevdiği FLÖRT grubunun konserine gittim. Arabada ise Tarkan, Volkan Konak, Bengü ve Flört dinliyorum.
 
En çok nereye gidiyorsunuz?
İstanbul’da iş için gittiğim zamanlar sabah kahvaltısı için gittiğim mekan Balat’ta Fida Cafe, gayet keyifli küçük bir mekan, akşam saatlerinde ise genelde yazın özellikle serinlik açısından AVM’leri tercih ediyorum. İzmit’te ise Symbol AVM’ye ve orada da Soulmate Cafe’ye gidiyorum.